
RESSAMLAR & GÖZ HASTALIKLARI
Sanat, sanatçının dünyayı nasıl gördüğünü yansıtır. Peki ya sanatçının göz problemi varsa?
Sanat tarihine isimlerini altın harflerle kazıyan ressamlar ve eserleri, yıllardır ortaya birçok farklı teorinin atılmasına neden oldu. Dönemine çığır açan sanat akımları, benzeri görülmemiş stiller, yıllar ilerledikçe cesurca değişen renk paletleri ve dahası. Sizce bunların birçoğu ressamın yaşadığı göz problemlerinin eseri olabilir mi? Aslında sadece gördüklerini çizmiş olabilirler mi?
CLAUDE MONET
1840 yılında, Paris’te doğan Claude Monet’in eserlerinin konusu çoğunlukla doğaydı. Işığın ve gölgelerin değişimine hayran kalan Monet, ışık ve gölge oyununu yansıtmak için aynı manzarayı farklı zaman dilimlerinde birçok kez çizdi. Monet’in gözünde gelişen katarakt, soğuk renkleri ayırt etmesini zorlaştırdı. Hastalıktan sonra çizdiği eserlere parlak sarı, turuncu, mor ve kırmızıların hâkim olduğu net bir şekilde görüldü. Kataraktı ile beraber değişen görüşünün eserlerine olan etkisini sıkça kaleme alan Monet, yıllarca ertelediği katarakt ameliyatını 1923 yılında oldu.
EDGAR DEGAS
1834 yılında Paris’te doğan Edgar Degas, ressam ve heykeltıraştı. Çoğunlukla günlük hayattan sahneler resmetmeyi seven Degas, en çok resmettiği balerin ve dansçılarla bilinir. Degas, diğer empresyonistlerden farklı olarak açık havada değil atölyesinde ve kapalı mekanlarda eserlerine hayat vermeyi tercih etti. Bunun en büyük nedeni Degas’ın, gözlerindeki rahatsızlık sebebiyle açık havada resim yapamamasıydı. Degas, arkadaşlarına yazmış olduğu mektuplarda sıkça kaleme aldığı göz hastalığının ilerlemesiyle, resim yapmayı bırakarak heykel yapmaya ağırlık verdi.
REMBRANDT
Rembrandt Harmenszoon van Rijn, 1606 yılında Hollanda’da doğdu. Ressam ve baskı ustası olan Rembrandt, zengin renk seçimi ve ustaca kullandığı ışık gölge dansları ile “ışığın ve gölgelerin ressamı” olarak bilinir. Nörolog ve oftalmologlar, Rembrandt’ın incelenen onlarca otoportresinde, gözlerinin doğru hizalanmadığını fark etti. Şaşı olma ihtimali, ilk başta dezavantaj gibi görünse de üç boyutlu dünyayı resmederken, derinliği iyi algılayamaması iki boyutlu tuvale resmetmesini kolaylaştırarak, bir avantaj sağladığı iddiasını ortaya attı.
MARY CASSATT
Mary Cassatt, 1844 yılında Pensilvanya’da doğdu. Eserlerinde anne ve çocuk ilişkisine sıklıkla yer veren Cassatt, empresyonist olmasına rağmen çağdaşlarından farklı olarak ışık ve atmosfere değil, biçim ve detaylara odaklandı. Cassatt’ın ilk görme bozukluğu, 56 yaşında başladı. Görüş keskinliğinin azaldığını ve görüşünün karardığını sıkça kaleme aldı. Ressama 1912 yılında, daha önce Degas’ı tedavi etmiş olan göz doktoru Edmund Landolt tarafından katarakt teşhisi kondu. Cassatt, 71 yaşına geldiğinde göz problemleri yüzünden resim yapmayı tamamen bırakmak zorunda kaldı.
VAN GOGH
Van Gogh, 1853 yılında Hollanda’da doğdu. Ressam olmaya 27 yaşında karar veren Van Gogh, 10 yıllık kısa kariyerine toplamda 2.100 adet resim ve çizim çalışması sığdırdı. Sanat eleştirmenleri, nörolog ve oftalmologlar tarafından sıklıkla incelenen Van Gogh’un eserlerinde göze çarpan en belirgin özellik, eserlerinin sıcak ve sarımsı atmosferidir. Eserlerindeki bu ortak özellik, Ksantopsi hastalığına sahip olabileceği teorilerini sıklıkla gündeme getirdi. Teorinin en güçlü yanı, 1889 yılında yatmış olduğu akıl hastanesinde kendisine verilen ve etken maddesinin Ksantopsi’ye neden olduğu bilinen ilaçtır. Aynı zamanda glokom olabileceği teorisi üzerinde de sıklıkla duruldu. Bunun nedeni ise "Yıldızlı Gece" eserinde de olduğu gibi, ışıklı cisimlerin etrafına çizdiği ek harelerdi. Işığa bakınca ek hareler gören glokom hastaları ile aynı kaderi paylaştığı görüşü sıklıkla paylaşıldı.
LEONARDO DA VINCI
Leonardo di ser Piero da Vinci, 1452 yılında İtalya’da doğdu. Yeteneği ile hızla dikkat çekmeye başlayan Da Vinci, henüz 20 yaşındayken Floransalı ressam ve heykeltıraşlar loncasına kabul edildi. Yüzyıllar boyunca Da Vinci’nin sanatsal dehası üzerine binlerce teori ortaya atıldı. Da Vinci’nin otoportrelerinin detaylı analizine dayanan ve 2018’de yayınlanan bir çalışmada, aralıklı ekzotropyası (göz kayması) olduğu ve bu durumun sanatsal dehasında bir faktör olabileceği iddia edildi. Bu hastalığın üç boyutlu dünyayı resmederken, derinliği iyi algılayamaması iki boyutlu tuvale resmetmesini kolaylaştırarak, bir avantaj sağlamış olabileceği düşünülmektedir.
CAMILLE PISSARRO
Fransız empresyonist ressam Camille Pissarro, 1830 yılında Virgin Adaları’nda doğdu. 12 yaşında iken okumak için Paris’e giderek, Auguste Savary gözetiminde resim eğitimi almaya başladı. 1860’lardan itibaren kendi tarzını oluşturmaya başlayan Pissarro, 1880’li yılların ortalarında pointilist çalışmalar yaparak, pointilizm üzerine yoğunlaştı. Pissarro hayatının son 15 yılını sağ gözünün çevresinde tekrarlayan enfeksiyonlar nedeniyle zorlukla geçirdi. Kronikleşen bu hastalıklara bağlı olarak rüzgâr ve tozdan kaçınmak için eserlerini kapalı pencerelerin ardında yarattı.
EDVARD MUNCH
Ekspresyonist ressam Edvard Munch, 1863 yılında Norveç’te doğdu. Sanat hayatı boyunca natüralizm, izlenimcilik ve sembolizm gibi ekollerden etkilendi. Eserlerinde ruhsal ve duygusal konuları işleyen ressam, kariyerinin ilk yıllarında içe dönük ve karamsar eserleri ile bilinir. Şüphesiz bu dönemine ait en ünlü eseri “Çığlık”tır. Munch’ın ilk göz problemi 1930 yılında sağ gözünün içinde oluşan bir kanama ile başlar. Profesör Johan Ræder’ın danışanı olan Munch’ın göz raporlarında, 6 yıl içinde iki gözünde de meydana gelen göz kanamalarının göz sağlığını ve görüşünü büyük ölçüde kötüleştirdiği belirtilmektedir.
RENOIR
Renoir, 1841 yılında Fransa’da doğdu. Henüz 13 yaşındayken bir porselen ressamının yanında çıraklık yapmaya başlayan Renoir, biriktirdiği para ile 1862 yılında ünlü İsviçreli ressam Charles Gleyre’in atölyesine girdi. Atölye öğrencilerinden Claude Monet, Alfred Sisley ve Frédéric Bazille ile olan dostluğu burada başladı. Renoir, Paris’in modern görünümlerini, doğal pozlarda ve ortamlarda resmederek güneş ışığı ve gölgede oluşan renk değişimlerine odaklandı. Miyop olduğu bilinen Renoir’in, yakın mesafede resmettiği cisimler daha belirginken, uzak mesafede yer alan alanlar daha bulanıktır. Renoir, kariyeri boyunca 6.000’e yakın eseriyle en üretken empresyonistlerden biri oldu.
WILLIAM TURNER
Joseph Mallord William Turner, 1775 yılında İngiltere’de doğdu. Küçük yaştan itibaren sanata ilgisi olan Turner, daha 14 yaşındayken ressam olmaya karar verdi. Turner, 22 yaşına geldiğinde Kraliyet Akademisi’nin en genç üyesiydi. Turner, kariyerinin ilerleyen yıllarında renkleri daha şeffaf bir şekilde kullandı ve eserleri neredeyse saf ışığın çağrışımına dönüştü. Turner’ın eserlerini yıllardır inceleyen göz cerrahları, onun erken dönem eserlerinden hafif renk körlüğü, ileriki dönem eserlerinden ise katarakttan muzdarip olduğu teorisine yoğunlaştı. Bu sebeple de aslında tam olarak gördüklerini resmettiği iddiasını savundular.
EL GRECO
El Greco, 1541 yılında Yunanistan’da doğdu. Hayatının çoğunu İspanya’da geçiren ressamın gerçek ismi Doménikos Theotokópoulos’tur. Ressam, İspanya’da El Greco, “The Greek” yani “Yunan” ismi ile anıldı. El Greco’nun eserleri, parlak renkleri ve güçlü ışık / gölge kontrastlarıyla bilinir. Eserlerinde figürler esnetilmiş, vücutlar ve uzuvlar alışılmadık derecede uzun, ince ve kaslıdır. Eserlerinin bu özelliği, yıllardır araştırmacıları ikiye böler. Bir kısım araştırmacılar eserlerinin bu özelliklerini bir göz rahatsızlığına bağlasa da diğerleri uzun hatların görsel bir semptom değil, sanatsal bir tarz olduğunu savunur.
CEZANNE
Fransız ressam Cézanne, 1839 yılında doğdu. Ünlü post-empresyonist, modern resmin babası aynı zamanda kübizm akımının gelişiminde en önemli figürlerden biri olarak anılır. Çağdaşlarından farklı bir doğa algısına sahip olan Cézanne, doğayı ve mekânı renklerin zıtlık ve ton ilişkilerini öne çıkararak sunar. Miyop olan Cézanne’ın eserlerinde manzaralar puslu ve odak dışıdır. Paul Cézanne, "Doğayı resimlemek, nesneyi kopyalamak değil, kişinin duyularını fark etmesidir," der. Ressam sözü ile çok güzel bir noktaya değinir. Görme duyumuz bize nasıl görmemizi sağlarsa sağlasın sanat, sanatçının gördüklerini tüm duyuları ile hissederek yansıtmasıdır.
1840 yılında, Paris’te doğan Claude Monet’in eserlerinin konusu çoğunlukla doğaydı. Işığın ve gölgelerin değişimine hayran kalan Monet, ışık ve gölge oyununu yansıtmak için aynı manzarayı farklı zaman dilimlerinde birçok kez çizdi. Monet’in gözünde gelişen katarakt, soğuk renkleri ayırt etmesini zorlaştırdı. Hastalıktan sonra çizdiği eserlere parlak sarı, turuncu, mor ve kırmızıların hâkim olduğu net bir şekilde görüldü. Kataraktı ile beraber değişen görüşünün eserlerine olan etkisini sıkça kaleme alan Monet, yıllarca ertelediği katarakt ameliyatını 1923 yılında oldu.
EDGAR DEGAS
1834 yılında Paris’te doğan Edgar Degas, ressam ve heykeltıraştı. Çoğunlukla günlük hayattan sahneler resmetmeyi seven Degas, en çok resmettiği balerin ve dansçılarla bilinir. Degas, diğer empresyonistlerden farklı olarak açık havada değil atölyesinde ve kapalı mekanlarda eserlerine hayat vermeyi tercih etti. Bunun en büyük nedeni Degas’ın, gözlerindeki rahatsızlık sebebiyle açık havada resim yapamamasıydı. Degas, arkadaşlarına yazmış olduğu mektuplarda sıkça kaleme aldığı göz hastalığının ilerlemesiyle, resim yapmayı bırakarak heykel yapmaya ağırlık verdi.
REMBRANDT
Rembrandt Harmenszoon van Rijn, 1606 yılında Hollanda’da doğdu. Ressam ve baskı ustası olan Rembrandt, zengin renk seçimi ve ustaca kullandığı ışık gölge dansları ile “ışığın ve gölgelerin ressamı” olarak bilinir. Nörolog ve oftalmologlar, Rembrandt’ın incelenen onlarca otoportresinde, gözlerinin doğru hizalanmadığını fark etti. Şaşı olma ihtimali, ilk başta dezavantaj gibi görünse de üç boyutlu dünyayı resmederken, derinliği iyi algılayamaması iki boyutlu tuvale resmetmesini kolaylaştırarak, bir avantaj sağladığı iddiasını ortaya attı.
MARY CASSATT
Mary Cassatt, 1844 yılında Pensilvanya’da doğdu. Eserlerinde anne ve çocuk ilişkisine sıklıkla yer veren Cassatt, empresyonist olmasına rağmen çağdaşlarından farklı olarak ışık ve atmosfere değil, biçim ve detaylara odaklandı. Cassatt’ın ilk görme bozukluğu, 56 yaşında başladı. Görüş keskinliğinin azaldığını ve görüşünün karardığını sıkça kaleme aldı. Ressama 1912 yılında, daha önce Degas’ı tedavi etmiş olan göz doktoru Edmund Landolt tarafından katarakt teşhisi kondu. Cassatt, 71 yaşına geldiğinde göz problemleri yüzünden resim yapmayı tamamen bırakmak zorunda kaldı.
VAN GOGH
Van Gogh, 1853 yılında Hollanda’da doğdu. Ressam olmaya 27 yaşında karar veren Van Gogh, 10 yıllık kısa kariyerine toplamda 2.100 adet resim ve çizim çalışması sığdırdı. Sanat eleştirmenleri, nörolog ve oftalmologlar tarafından sıklıkla incelenen Van Gogh’un eserlerinde göze çarpan en belirgin özellik, eserlerinin sıcak ve sarımsı atmosferidir. Eserlerindeki bu ortak özellik, Ksantopsi hastalığına sahip olabileceği teorilerini sıklıkla gündeme getirdi. Teorinin en güçlü yanı, 1889 yılında yatmış olduğu akıl hastanesinde kendisine verilen ve etken maddesinin Ksantopsi’ye neden olduğu bilinen ilaçtır. Aynı zamanda glokom olabileceği teorisi üzerinde de sıklıkla duruldu. Bunun nedeni ise "Yıldızlı Gece" eserinde de olduğu gibi, ışıklı cisimlerin etrafına çizdiği ek harelerdi. Işığa bakınca ek hareler gören glokom hastaları ile aynı kaderi paylaştığı görüşü sıklıkla paylaşıldı.
LEONARDO DA VINCI
Leonardo di ser Piero da Vinci, 1452 yılında İtalya’da doğdu. Yeteneği ile hızla dikkat çekmeye başlayan Da Vinci, henüz 20 yaşındayken Floransalı ressam ve heykeltıraşlar loncasına kabul edildi. Yüzyıllar boyunca Da Vinci’nin sanatsal dehası üzerine binlerce teori ortaya atıldı. Da Vinci’nin otoportrelerinin detaylı analizine dayanan ve 2018’de yayınlanan bir çalışmada, aralıklı ekzotropyası (göz kayması) olduğu ve bu durumun sanatsal dehasında bir faktör olabileceği iddia edildi. Bu hastalığın üç boyutlu dünyayı resmederken, derinliği iyi algılayamaması iki boyutlu tuvale resmetmesini kolaylaştırarak, bir avantaj sağlamış olabileceği düşünülmektedir.
CAMILLE PISSARRO
Fransız empresyonist ressam Camille Pissarro, 1830 yılında Virgin Adaları’nda doğdu. 12 yaşında iken okumak için Paris’e giderek, Auguste Savary gözetiminde resim eğitimi almaya başladı. 1860’lardan itibaren kendi tarzını oluşturmaya başlayan Pissarro, 1880’li yılların ortalarında pointilist çalışmalar yaparak, pointilizm üzerine yoğunlaştı. Pissarro hayatının son 15 yılını sağ gözünün çevresinde tekrarlayan enfeksiyonlar nedeniyle zorlukla geçirdi. Kronikleşen bu hastalıklara bağlı olarak rüzgâr ve tozdan kaçınmak için eserlerini kapalı pencerelerin ardında yarattı.
EDVARD MUNCH
Ekspresyonist ressam Edvard Munch, 1863 yılında Norveç’te doğdu. Sanat hayatı boyunca natüralizm, izlenimcilik ve sembolizm gibi ekollerden etkilendi. Eserlerinde ruhsal ve duygusal konuları işleyen ressam, kariyerinin ilk yıllarında içe dönük ve karamsar eserleri ile bilinir. Şüphesiz bu dönemine ait en ünlü eseri “Çığlık”tır. Munch’ın ilk göz problemi 1930 yılında sağ gözünün içinde oluşan bir kanama ile başlar. Profesör Johan Ræder’ın danışanı olan Munch’ın göz raporlarında, 6 yıl içinde iki gözünde de meydana gelen göz kanamalarının göz sağlığını ve görüşünü büyük ölçüde kötüleştirdiği belirtilmektedir.
RENOIR
Renoir, 1841 yılında Fransa’da doğdu. Henüz 13 yaşındayken bir porselen ressamının yanında çıraklık yapmaya başlayan Renoir, biriktirdiği para ile 1862 yılında ünlü İsviçreli ressam Charles Gleyre’in atölyesine girdi. Atölye öğrencilerinden Claude Monet, Alfred Sisley ve Frédéric Bazille ile olan dostluğu burada başladı. Renoir, Paris’in modern görünümlerini, doğal pozlarda ve ortamlarda resmederek güneş ışığı ve gölgede oluşan renk değişimlerine odaklandı. Miyop olduğu bilinen Renoir’in, yakın mesafede resmettiği cisimler daha belirginken, uzak mesafede yer alan alanlar daha bulanıktır. Renoir, kariyeri boyunca 6.000’e yakın eseriyle en üretken empresyonistlerden biri oldu.
WILLIAM TURNER
Joseph Mallord William Turner, 1775 yılında İngiltere’de doğdu. Küçük yaştan itibaren sanata ilgisi olan Turner, daha 14 yaşındayken ressam olmaya karar verdi. Turner, 22 yaşına geldiğinde Kraliyet Akademisi’nin en genç üyesiydi. Turner, kariyerinin ilerleyen yıllarında renkleri daha şeffaf bir şekilde kullandı ve eserleri neredeyse saf ışığın çağrışımına dönüştü. Turner’ın eserlerini yıllardır inceleyen göz cerrahları, onun erken dönem eserlerinden hafif renk körlüğü, ileriki dönem eserlerinden ise katarakttan muzdarip olduğu teorisine yoğunlaştı. Bu sebeple de aslında tam olarak gördüklerini resmettiği iddiasını savundular.
EL GRECO
El Greco, 1541 yılında Yunanistan’da doğdu. Hayatının çoğunu İspanya’da geçiren ressamın gerçek ismi Doménikos Theotokópoulos’tur. Ressam, İspanya’da El Greco, “The Greek” yani “Yunan” ismi ile anıldı. El Greco’nun eserleri, parlak renkleri ve güçlü ışık / gölge kontrastlarıyla bilinir. Eserlerinde figürler esnetilmiş, vücutlar ve uzuvlar alışılmadık derecede uzun, ince ve kaslıdır. Eserlerinin bu özelliği, yıllardır araştırmacıları ikiye böler. Bir kısım araştırmacılar eserlerinin bu özelliklerini bir göz rahatsızlığına bağlasa da diğerleri uzun hatların görsel bir semptom değil, sanatsal bir tarz olduğunu savunur.
CEZANNE
Fransız ressam Cézanne, 1839 yılında doğdu. Ünlü post-empresyonist, modern resmin babası aynı zamanda kübizm akımının gelişiminde en önemli figürlerden biri olarak anılır. Çağdaşlarından farklı bir doğa algısına sahip olan Cézanne, doğayı ve mekânı renklerin zıtlık ve ton ilişkilerini öne çıkararak sunar. Miyop olan Cézanne’ın eserlerinde manzaralar puslu ve odak dışıdır. Paul Cézanne, "Doğayı resimlemek, nesneyi kopyalamak değil, kişinin duyularını fark etmesidir," der. Ressam sözü ile çok güzel bir noktaya değinir. Görme duyumuz bize nasıl görmemizi sağlarsa sağlasın sanat, sanatçının gördüklerini tüm duyuları ile hissederek yansıtmasıdır.